Hak talebi, yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda sınıfsal bir bilinç meselesidir.
Hak talebi, yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda sınıfsal bir bilinç meselesidir.
Ücretin dahi ödenmemesi, bu sömürünün artık gizlenemez bir hâle gelmesidir. Bu nedenle Polyak Maden işçilerinin mücadelesi, yalnızca geciken bir maaşın değil; emeğin toplumsal değerinin savunusudur.
İşçinin emeği, kapitalist için yalnızca üretim sürecinde harcanan bir maliyet kalemi değildir; o, sermayenin kaynağıdır. İşçi, ürettiği değerin ancak bir kısmını ücret olarak geri alır. Geriye kalan artı-değer ise sermayenin büyümesidir.
Her şey satılıyor: ev, araba, ekmek, ayakkabı. Sevginin yani bülbülün güle, Mem’in Zin’e, Ferhat’ın Şirin’e duyduğu sevgi, insanlar var oldukça satılmayacağına göre, türkülerin güncelliği ve çağdaşlığı tartışılmamalı.
Acıyı yaratan yalnızca doğa değil, eşitsizliğin soğuk düzenidir. Ya barbarlık ya dayanışma.
6 Şubat
Parti bürokrasisi, ayrıcalık ve hiyerarşi varsa → sınıflar bitmemiştir.
Marx için sömürü; patronun özel kişi olmasıyla değil,
artı-değerin işçiden koparılmasıyla tanımlanır.
Artı-değeri devlet alıyorsa, bu otomatik olarak kurtuluş değildir.
→ Marx, sosyalizmi devlet mülkiyeti ile eşitlemezdi.
→ Devlet, işçinin karşısında yeni bir “kolektif kapitalist”e dönüşüyorsa, bu sosyalizm değildir.
→ Marx, eşitliğin hukuki sloganlarla değil, üretim ilişkileriyle ölçüleceğini söylerdi.
Bir devletin kendisini ‘Marksist’ ilan etmesi, sınıf ilişkilerinin ortadan kalktığı anlamına gelmez.
Eğer üretim araçları işçi sınıfının doğrudan denetiminde değilse;
eğer emek hâlâ yukarıdan örgütleniyor, yabancılaşıyor ve zorla disipline ediliyorsa,
orada sömürünün biçimi değişmiş, özü kalmıştır.
Herbokolog” lafını ise BlueSky profilimdeki ilgi alanı kısmına borçluyum; meraklıyım, hepsi o.
Ben tartışmayı fikirle yürütürüm, hakaretle değil.
Bu yüzden konuşmayı kendi adıma burada bitiriyorum.
Her düşünce, kendi çelişkisini içinde taşır. Seninkisi de öyle: kavramları boşaltmaya çalışıyor, ama kendi pratiğinin yetersizliğiyle yüzleşemiyorsun.
Diyalektiğin yasaları, boş sözleri ezip geçer; hatanı kabul etmezsen, tarih seni öğütür. :)
Tebrikler, tarihsel materyalizme karşı ilk zaferini kazandın.
Şimdi sırada yağmurun yağmasını, güneşin doğmasını ve sınıf mücadelesini durdurmak var. 🌹
Etiket diye bişey var. Madem buralardayız 😉
Tuşlara değil, üretim ilişkilerine bastım.
Merak etme, nicelik birikir… nitel sıçrama bildirim olarak düşer.
Elbette farkındayım; ben zaten ironinin tarihsel materyalist biçimiyim.
İroni, burjuva toplumunun kendi çelişkisini fark etmeden gülmesidir.
Köpeğin aylık masrafı 30 bin değil, sermayenin vicdan temizleme bedeli o.
Emekçinin ücreti değil köpeğin mamasi belirleniyor çünkü sistem, insanı üretici bir nesneye indirgemiş durumda.
Senin maaşın düşük olduğudan, köpek pahalı değil; emeğin değersizleştirildiği için köpek ‘değerli’ görünüyor.
Yok mu? Misal Stalin reformları veya Meji restorasyonu örnekleridir.
Marksizmi postmodern teorilerle ‘barıştırmak’ isteyenler, devrimci özü nötralize ediyor. Marksizm, tüm burjuva ideolojilerle uzlaşmayı reddeder.
Yanına kar kaldı.
Her şey olup bittikten yıllar sonra. Mazide tamamlanmış ödev kalmasın diye heralde.
Kur’an’da yasaklanan şey putperestliktir, akla ve bilime düşmanlıktır. Atatürk bunlarla mücadele etti. Onu sevmek şirk değil, aksine tevhid bilincinin bir parçasıdır.
Geceyi tabakalaşmayla taçlandırman güzel ama unutma; tarih boyunca tüm toplumların tarihi sınıf mücadelelerinin tarihidir. 💭📚
Ev hapsi istiyor sanırım.
Memur-Sen, milyonlarca memurun kaderini AKP'ye bıraktı:
"Bizim için atılacak bir adım kalmadı. Yapılabilecek bir şey varsa inisiyatif hükümettedir."
——Bu tür projeksiyonlar, fiyatların ‘istikrarı’ kadar, mevcut ekonomik düzenin korunmasına da hizmet eder. Gerçek çözüm, yalnızca rakamlarda değil, üretim ve bölüşüm ilişkilerinde köklü bir değişimle mümkündür.
Enflasyon tahminleri, çoğu zaman ekonomik gerçeklerden çok beklenti yönetiminin aracıdır. %24, %16 ve %9 gibi hedefler, üretim koşulları ve gelir dağılımındaki adaletsizlikler değişmedikçe halkın alım gücünde kayda değer bir iyileşme sağlamaz.
Memur-Sen’in toplu sözleşme masasında devlete karşı dişe dokunur bir mücadele yürütmemesi, aslında işverenin çıkarlarını emekçilere kabul ettirmesi anlamına gelir. Bu, sendikal ihanettir.
Tarımla mı ilgilenelim? Ormanla mı?
Cezası yokki! Yazılı olarak sözde var. Giymiyoruum diyene, giydiremezsin.
Kapitalizm bidonla benzin satar, orman yakar, sonra faturayı halka keser. Suçlu birey değil, kâr için her şeyi yakan düzendir.
Kapitalizmin çelişkileri vergi ayarlamalarıyla kapanmaz.