Yaşasın Lozan, yaşasın Cumhuriyet! 🇹🇷
“Düştüm bir çukura halim hal değil
Dünüm elden gitti, bugünüm sefil
Dermanın yok ise dostum önümden çekil
Soran yok bilen yok ben ne haldeyim.” youtu.be/12yNGxON2cM?...
Desen ki beni ne kadar, sokağın tavanı kadar. youtu.be/oZEemHWJ_9A?...
Benim hayal gücüm de, Dostoyevski’nin “Suç ve Ceza” romanı gibi.
Eşref Rüya’yı, Prime Video’dan reklamsız ve de sansürsüz izlemek, daha keyifli oluyor.
İnsanın; başka birisine, önünü ardını düşünmeden, içinden geçenleri, içinden geçtiği gibi anlatabilmesi ne büyük lüksmüş meğerse. Seni anlayan birisiyle dertleşmek ne büyük nimetmiş. Psikologlar ve dert ortakları niye var şimdi daha iyi anladım. Psikologlar ve dert ortakları iyi ki var.
“Bulunduğumuz yeri değiştiremiyorsak, güzelleştiririz.” demişti Mahmut abim zamanında. Bulunduğumuz yeri güzelleştirmenin zamanı geldi öyleyse. Hadi bakalım.
Dün akşam şöyle bir twitter'a yazayım dedim, iki üç karaladım. İçimden gelmedi, elim gitmedi yazmaya. Hiçbir şey eskisi gibi değil. Hem de hiçbir şey. Yazan yazıyor yine ama, sanki böyle adını tarif edemediğim bir şey gibi.
"bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı
güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı
hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı
gittiler akşam olmadan ortalık karardı."
Atila İlhan
Aynı anadan doğanlar öz kardeştir. Babaları farklı anaları aynı olanlarda öz kardeştir. Aynı babanın soyundan gelip, farklı analara gidenlerde öz kardeştir. Üvey kardeş diye bir tanım elbette ki var. Onlar farklı ana, babaların ortak bir müşterekte buluşup hayatlarını birleştirenlerin çocuklarıdır.
Ben; zamanında çok “biz” oldum. Benimle “biz” olduğumuzu düşündüğüm herkes; işi, menfaati ve çıkar ilişkisi bittiğinde, öylece bırakıp gitti beni. Ben yine ben olarak kaldım.
Hazzetmediğim akrabalarımla üç beş aydır görüşmüyoruz. Ne onlar arıyor, ne de ben. Elimden geldiğince uzak durmaya çalışıyorum hepsinden. Kafam öyle rahat, öyle huzurluyum ki, sormayın gitsin. Öf. En iyi akraba, uzak akraba. Hatta tavsiye ediyorum, hiç akraba.
İçerde’den çıktık. Çukur’a düştük. Sırada Üç Kuruş. Derken şimdi de; Eşref’in Rüya’sına daldık. Hadi hayırlısı bakalım.
Sonra bir gün abicim; hak edene hak ettiğini söylediğimiz için ceza ödemek zorunda bırakıldık. İşte o günden sonra bütün hevesimi, mücadelemi, inandığım şeyleri, ne varsa işte hepsini kaybettim ben. Herkesten ve her şeyden uzaklaşmak istiyorum. Yeter artık, benden bu kadar. Ne haliniz varsa görün.
Ne kadar az insan, o kadar çok huzur.
Sabahları; çay, simit, peynirle kahvaltı yaptığım. Radyo eşliğinde, öğle rakısı yaptığım. Televizyonu hayatımdan çıkardığım. Ajansı gazetelerden takip ettiğim. Boş vakitlerimde değil, kitap okumaya bolca zaman ayırdığım. Çok film izlediğim. Tuşlu telefon kullandığım bir hayata geçiş yapmak üzeriyim.
Pazar sabahları önce babamla kovboy filmi izlerken kahvaltı ettiğimiz. Sonra bütün gün çizgi film izleyip, oyunlar oynadığımız, bitmeyen günleri. Akşam yemeğinden sonra sırasıyla; Bizimkiler, banyo ve kapanış yaptığımız günleri çok özledim ben.
Çekiç ve Gül: Bir Behzat Ç. Hikayesi'den: Savcı Esra yaşıyor.
“Duygularımı hapse girmeyecek şekilde ifade edemiyorum.”
Direnmekten vazgeçmeyin! Unutmayın! “Kurtuluş yok tek başına; ya hep beraber ya hiçbirimiz.” Her şey çok güzel olacak!
Başka bir çare, bir çıkış yolu bulamayıp, yerini, yurdunu ardında bırakıp, memleketi terk edip yurtdışına gidenleri, bugün daha iyi anladım. Ne kadar haklıymışsınız meğerse.
Şeref madalyası sayarım.
"Çok yorgunum, beni bekleme kaptan." Nazım Hikmet Ran
“Bugün burada. Bu yüce Meclis'te bir çocuk olarak sesimi duyurabiliyorum. Bu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün bize miras bıraktığı Cumhuriyet'in eseridir.
O halde bu emaneti daha da yüceltmek için hep birlikte çalışalım. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Çünkü biz varız, biz geleceğiz"
Youtube’de mevcutta beş adet kanalı takip ediyorum. Yayınlarını aktif olarak izliyorum. O yayınlarda anlatılanları, televizyon kanalları göstermiyor. Vay anam vay. Her şeye rağmen, son zamanlarda yaşadığımız şu günleri de sağsalim atlatırsa benim güzel ülkem, bir daha sırtı yere gelmez inşallah.
Sadece; Bir çift mavi gözün ışığıyla aydınlattığı yolda yürümeye çalışıyorum. O kadar.
Bir gün dedemle ajansı izliyoruz. Adnan Menderes çıktı. "Vatan Haini! hiç sevmiyorum şu adamı!" dedim. Dedem, sinirli bir şekilde; "Menderes'i sevmeyen, benide sevmez!" dedi. Dedem öldü gitti. Ben o dediğini asla unutmadım. Unutamam. Unutmamda.
Çok anasının gözü zamanlardan geçiyoruz. Sonu hayrolsun.